El yazılarıyla başım belada…

14e85342eca13c1bde19e1fd029a9f7bTeknolojinin hayatımız neredeyse bütün alanını kapladığı XXI. yüzyılda, içinde bulunduğumuz “yazma alışkanlığını kaybetme girdabından” herkes payına düşen eksiklikleri fazlasıyla alıyor. Ben teknolojinin olumlu yönlerini bir kenara bırakarak, direk olumsuz yönlerini ele almak istiyorum. Evet, teknolojinin görünmeyen ama en etkili noktası, tam olarak biz yazarları etkiliyor. Özellikle de blog yazarlarına. Bir çoğumuz el yazısı yazma alışkanlıklarımızı öyle yitirdik ki, neredeyse bu alışkanlığımızı kaybeder olduk. Güzelim el yazılarımızı unuttuk gitti. Bu konuyu direk kendimden örnek vererek açıklayacağım. Ben yazı yazma alışkanlığımı son dönemlerde iyiden iyiye kaybeder oldum. Sanırım en uzun el yazımı üniversite döneminde yazmıştım. Sonrası hep kesik kesik, hep bilgisayar ve tabletler üzerinden devam etti… Bir kafede ya da herhangi bir yerde elime karalamak için bir kağıt aldığım zaman, yazacağım yazının ilk giriş cümlesinde olmasa bile bir kaç kelimeden sonrasında ilkokula yeni başlayan talebeler gibi sendeliyor, yazı yazarken harflerin canına okuyorum. Kalemim kağıtla her temas ettiğinde, kelimeler birbirine dolanırken, bütün harfler neredeyse kendi aralarında raks ediyor.
vintage_pens_writing_paper_74945_2048x1152Yine alelacele bir şeyler yazmaya çalıştığım bir gündü. Sol elimde kalemim. Dirseğimi dayadığım ahşap masanın üzerinde dağınık kağıtlarım vardı ve kulağımın duyduğu cümleleri hızlıca karalamaya çalışıyordum. Ben yetiştirmeye çalıştıkça daha da karışıyordu harfler birbirine… İşte bunların hepsi el yazmalı kağıtlardan uzaklaşmanın zararlarıydı aslında. Peki teknolojiye kapılıp giderken ben, kırmızı boyalı kurşun kalemim nerelerdeydi? Ya saman kağıtlarımın kokuları… O kokular, dokunuşlar gibisi var mıydı? Satır satır el yazmalı mektuplar, sandık lekeli defterler, her bir sayfasına nakış gibi tarihlerin işlendiği metinler, belgeler, fotoğraflar…
vintage-love-lettersHer biri hem koca bir tarih arşivi, hem de en güzel anılar dizisi olurken ömrümde. Ben ahşap çekmecelerimde yaşayan o tarihleri incelerken hiç zorlanmadım aslında. Hepsi önümü aydınlatan bir ışık zinciriydi. Babamın el yazma kitapları, günlükleri, sakladığı gazete arşivleri ve hatta fotoğrafların arkalarında üşenmeden not düşülen yazılı tarihler ve açıklamalar; o kadar yardımcı oldular ki bana. İhtiyacım olan bütün soruların cevabını rahatlıkla bulabildim o el yazmalı arşivlerde. Dokunarak, hissederek, o sarı kağıtların kokularını içime çekerek hemde.
Tamam belki bu aralar çok ihmalkar bir blogger oldum. Bırakın not defterlerime el yazıları yazmayı, bilgisayar başına bile geçmiyorum bu aralar. Halbuki aklımda yazılmayı bekleyen yığınla cümle var… Neyse ki aklımda biriken cümlelerin bazılarını yağmurlu bir 26 Ekim günü hemen önümde duran gri kaplı not defterime yazmıştım. Her ne kadar unutulmaya yüz tutmuş canım harflerimin birbirine karıştığı karışık el yazılı defterimde sayfalar dolusu boşluklar olsa bile, bu satırlarım da yeni bir Haziran ayında yerlerini yeniden aldılar işte. Hem teknolojinin en büyük icatlarından biri olan bilgisayarım da hem de el yazı defterimde 😉

Dilimin herkese her cevabı layığıyla verdiği doğrudur madam ve mösyö!

2014-12-25 23.30.57Ceplerimde biriktirdiklerim vardır… Solumdakiler uysaldır, sakin ve ruhunu okşar insanın… Sağımdakiler asidir, hırçın, bıçak gibi keskin… Herkes hak ettiğini alır o ceplerden; kimi zaman güneşli, kimi zaman bulutlu, yer yer sağanak, yer yer rüzgarla karışık fırtınalı!

 

      Peki Siz “Harika Bir Yıldı 2015’in” Hangi Parçasısınız?

                  Yeni bir yıla daha girdik işte…

31851_1430554238301_1066208914_1268167_1416_n

Öncelikle sosyal medyada (Facebook) herkesin salgın gibi yayıla yayıla paylaştığı “Harika bir yıldı! Bunun parçası olduğunuz için teşekkürler.” ifadesini kendi ağzımdan yorumlayacak olursam…

“Berbat bir yıldı! Hayatımın en gereksiz en boş yılı; gereksiz insanlar, gereksiz zamanlar… O yüzden kendime mükemmel bir yıl diliyorum fazlasıyla hak ettim “ olarak dile getirmem 2014’ü ne kadar da gereksiz ve kendime zulmederek geçirdiğimin açık bir kanıtıdır.  Bu iletime ziyadesiyle gülen ve belki de paylaşımımda herkes gibi klasik bir açıdan ele almayıp, ideallerimden ve hedeflerimden ne kadar da vazgeçtiğimi tiye aldığımı gören arkadaşlarımın yaptığı makaralar da benim için ayrı bir eğlence kattı olayın boyutuna…

Bir insan yaşadığı saçmalıklarla ancak bu kadar güzel dalga geçip kendisine eğlence çıkartabilir. Herkesin aptallaştığı dönemler olur işte bilirsiniz, hoş insanların kayıplarını yıllara vurunca belki de bizimki hava su kalıyor ya orası ayrı muhabbet!

Benim için yepyeni bir yıl başlıyor diyemiyorum maalesef. Neden diye soracak olursanız; çok sosyal bir yaşamım, ceplerimdeki güzel dostluklarım, ilginç hobilerim ve alışkanlıklarıma rağmen monoton bir yılın beni beklediği kanaatindeyim. Bunun kendimi mutsuz hissetmemle alakası falan yok. Ben istesem de negatif biri olamıyorum, pozitiflik nasıl içime işlediyse artık negatif süreçler sadece rutinden ve saplantıdan ibaret. Bu aralar hayatıma çok iyi gelen insanlar var; çok güzel projeler, etkinlikler vs…

2014 yılını; güzellikler, yeni başlangıçlar, büyük fedakarlıklar, manevi iyilikler ve bir çok konuda empati yaparak geçirdim. Ama yılın sonuna doğru neler yaptığımı sorgulayacak olursam…

Aralık ayı belki de bütün bir yıl boyunca yaptığım güzellikler merdivenini tekrardan ve pekte iyimser olmayan düşüncelerle çıkmakla geçiyor. Yıla nasıl girersen bütün bir yılın öyle geçermiş derler ya bence öyle bir şey yok, ne zaman iyi güzel ve mutluluk verici düşüncelerle yeni bir yıla girsem dilediğim bütün yenilikçi kurallar bana kötülük olarak dönmekle meşgul oldu. Belki de bu yıl bir değişiklik yapmak gerekiyor.

Kötü başlarsak neden iyi gitmesin ki? Bu da biraz fazla mı kötümser oldu ne 😉

Herkesin her yıldan yeni beklentileri ve planları var işte. Benim hiç öyle beklentilerim yok. Misal başkalarının çok harika bulduğu şeyler ilgimi çekmezken, sıradan olarak kabul gören şeyler çok daha fazla dikkatimi çekebiliyor. Yılın son gününde taaa İskoçya’lardan hediye edilen İngiliz paralarının uğur getireceği kesin yada yeni düşüncelerin vereceği huzur…

Zor seviyorum. Hayatı, zoru seçmek, zora tabi olmak daha cazip geliyor. Ona ulaştığım an daha da zoruna yöneliyorum, basit şeyleri sona saklıyorum. Onları sakladıkça arada kaybolup gidiyorlar, bazen unutuluyorlar, bazen zamanı geçiyor…

Yılın başında yapmaya karar verdiğim her şeyden sıkılmaya başlıyorum, istikrarsız olmak sanırım benimle biraz fazla bütünleşmiş bir tabu. Zaten her şeyden hemen sıkılıyorum, hatta yazdıklarımı tekrar okuyup düzeltmek bile sıkıyor beni, bir makaleyi okumak bile beni bu kadar sıkarken kitap yazmak neyine seslerini duyar gibiyim!

2015’teki mutluluk veren şeyler sıralamasında ise çıkacak olan kitabım ve çevremden gelen güzel destekler olacak.

Bu sıralamadaki sorumluluklarım kategorisine bakıp, şekilciliğimi de hesaba katacak olursam hayatta kimlere karşı sorumluluklarımın olduğunu düşündüğümde tek sorumlu olmam gereken kişinin kendim oldu kanaatine varıyorum.

Bir insanın kendini doğru ifade edebilmesi ya da bunun çabası, karşı tarafın kafasında çizdiği resimler sergisi, doğru olma isteği, kendimizi doğru aksettirme çabası, istekler, beklentiler, deneme ve yanılmalar, etki tepkiler.

Bunların hepsi 2015 yılında kamburumuz olmaya devam edecek. Biz bu denge içinde hayatın bize sunduklarıyla meşgul olurken;  ilkbahar, yaz, sonbahar, kış  hoooppp 2016 çat çat çat kapıda!

                                                                            O zaman 

                                                                               2015 gele hoş gele….